Etiketler

, , , , ,

Yollarda  ve yolcu olma halinde olmak istediğim anlardan birindeyim.İşte o anlarda köy ziyaretlerini yapmak ,ruhumu dengelemek ve kendime hatırlatmalar yapmak adına yolculuklarım vardır . Aynı zamanda en çok kendime yolculuk yaptığım anlardır .Yeme içme kısmını boşverin o kısmı tavsiye eden bir dünya yazılar var ben etmeyeceğim. Ben böyle anlarda değil öneride bulunmak yemek yiyecek halde olamıyorum.Fotoğraf çekerken çok utandığımı biliyorum sadece birde bu hissettiklerimi size aktarmam gerektiğini .İşte böyle anlardan birinde Lübbey köyü karşıma çıktı.

Lübbey ;İzmir ilimizin Ödemiş ilçesine bağlı 130 haneli Türkmen köyü.Bozdağların eteğinde 7 sakinli  köyün neredeyse tamamı boşaltılmış olmasına rağmen diğer tarafta harıl harıl işleyen kamyonlar asfalt yapımı için taşıma yapıyorlar . Kafam karışıyor bir anda  civardaki köyler yıkık harap ama muntazam bir asfalt çalışması yapılıyor . Anlıyorum ki devletin bir planı var bilmediğimiz .İzmir’in diğer köyleri kalkınıyorken yayla kısımları neden bu kadar bakımsız kalmış anlamlandıramıyorum. Etrafım  yaşını ele vermeyen  ağaçlar ile donanmış .Kış ortasında da bazen güneşin ansızın açtığı olur ya işte bugün o günlerden biri. Parıldayan kış güneşine rağmen havanın soğukluğu ,köy meydanının sahipsizliği ve başıboş çeşme… 

Kim olduğumu neden geldiğimi anlamaya çalışan birileri yürüyor  bana doğru ve çeşme başında buluşuyoruz bir anda.Şöyle bir bakınıp etrafıma selamımı veriyorum. Şaşkın gözler üzerimde ne aradığımı soruyorlar bende onlara  bir bardak sıcak çay içebileceğimin mümkün olabileceğini soruyorum. Yaşam mücadelesi veren sakinler gülümseyerek hiç tereddüt etmeden davet ediyorlar .Çay aslında bahane onları tanımayı,yaşadıkları ortamı görmek için yanıp tutuşuyorum. Dinlemem gereken hikayeler , almam gereken derslerim olduğunu biliyorum o kadar net ki hissediyorum , kalbim çarpıyor , ellerim üşüyor . Köyün ilk şokunu atlattıktan sonra yürümeye başlıyoruz .

Evin merdivenlerinden çıkarken anlıyorsunuz ki her an yıkılabilecek durumdalar . Adımlarımı usulca atarak duvarları isten simsiyah olan  bir odaya giriyorum. Bir soba , bir yatak , naylon ile kapatılmış pencere hepsi bu …Memduha teyzenin evi ,70 yaşlarında ömrü bu odada geçmiş hasta olduğu babasına bakabilmek için hiç evlenmemiş . Yüzünde çok belirgin etten beni var , yüzündeki her bir  çizgilerin derinliği benim içimi yaraladı.Sobanın üzerindeki demlenen çayımızdan yudumlarken konuşmaya devam ediyoruz.Başkasının oturduğu yere oturmaktan bile huylanan benden eser kalmamış sefalet içindeki bu odada başka bir ben ile buluşmuştum. Ne içtiğim çayın bardağının temizliğini , ne nefes aldığım odanın havasını hiç böyle yaşamamıştım.

Bu hayatı benimseyip bir parçası olmak istesem ,köy halkının duygularının ne kadarını paylaşabilirim bilemem ?

İnsanın hayallerinin bir sonu olmadığı gibi hayal kırıklıklarının da bir sonu olmuyormuş onu öğrendim tam o anda.

Geçmiş zamanların derin izlerini taşıyan bu köy de  gerçek ve sanal arasındaki sınırı anlamayı denedim … sınırın bazen bir yüzünde kaldım , bazen ötesinde . Benim gördüklerimin ne kadarını başkaları da gördü bilemem . Dinlediklerimin ve hissettiklerimin ne kadarını yazdıklarıma aktardığımı ise kimse bilemez.

 

Görmesini ve bakmasını bilenlere hayat ne verir ki ?

Öykülerden başka ne verebilir ? 

Yüzlerce yıldır köylülerle ortak bir yaşam paylaşılmış . Savaşı ,barışı, bereketi , kıtlığı , doğumu ve ölümü onlarda tatmış .

Lübbey deki evler arka arkaya sıralanmışlar vadinin her iki tarafına hakim olmak için . Her evin ayrı bir hüznü , ayrı bir haraplığı var .Zamanında birileri sabırlı elleriyle taşlara tek tek biçim verirken , birileri ahşabın ruhunu yerleştirmişler ancak yüzyıllarca ayakta kaldıktan sonra kimsesizliğine terkedilmiş yetim bırakılmışlar . Bir zamanlar zeybeklerin sığınağı olarak bilinen bu köy şimdilerde cinli köy diye adı çıkarılmış ,hayalet köy ,kartal yuvası,satılık köy diye bahsediyorlarmış. Gerilim filmlerine sahne olmakta. Köy halkının cebine sıkıştırılan üç beş kuruşla diledikleri herşeyi yapabileceğini zanneden medyacıların arada bir uğradığı yer.

Evlerin tamamı zümrüdü anka kuşu gibi küllerinden yeniden doğmayı bekliyor . 

Köyde hüküm süren koku ise kocaman bir fakirlik ve acı …

Peki ya herşeye rağmen  gülümsemelerini hiç unutmayacağım insanlar. 

Bir ezan sesinden bile mahrum Lübbey. 

Oysa köylerde okunan sabah ezanının tadı ne başkadır . Bırakın ezan sesini caminin içindeki el sanatlarını  koruyacak  ve restore edecek eller hala buraya değmemiş . Köylüler der ki satılacakmış köyümüz , tek isteğimiz bizim topraklarımızı yabancılara satmasınlar diye yalvarışı hala kulaklarımda . 3 haftadır elektrikleri kesik olmasına rağmen yeterki biz faturamızı ödeyelim elektrik versinler diyen Mehmet amca  ”Karıncanın bile sahibi var ”diyor. Yemek yedirecek durumları olmadığı için ”sizi rezil ettim aç gönderiyorum ” diyen Memduha teyzenin üzüntüsü ve mahcubiyeti unutulacak gibi değil , lastik ayakkabıları , sökük hırkasını hafızama kazıdım .Bu satırlar geç kalınmış satırlarımdır. Geçen gün öğrendim Memduha teyzem Allahın rahmetine kavuşmuş… o gün bugündür paylaşmazsam içimde yük olacağını düşündüm.

En büyük yük yardım edemediklerimizi sevmekte  yatıyor sanırım,sevecek hiç kimsemiz olmamasında değil…

Olurda bir gün sizlerde kendinizle buluşmak isterseniz belki yolunuzu Lübbey’e çevirir kalan bir kaç insana hatırlarını sorar ,  bir bardak gönülden verilmiş çaylarını yudumlarsınız . Dileğim üçüncü sayfa gazete haberlerinden  daha ileri gündem oluşturulur ,devletimiz elini uzatır Lübbey ve onun gibi daha bilmediğimiz nice  köylerimize.Bana göre koruma altına alınması gereken köylerimizden sadece bir tanesi. Sakinleri yaşamları boyunca koruyacaklarını ve terk etmeyeceklerini söylerken  son satırlarımda benim size söyleyeceğim ise … Koruma altına alınması gerektiğinin bilincine varmamız umudu ile.

Sevgi ile kalın !