Etiketler

, , , , ,

img_2050
Yazmadığım zamanlarda , o süreleri hissiz mi geçiriyorum ne ? Aylar varki şuraya bir iki satır yazamadım. Ara ara kafamda kelimelerim ve içimdeki seslerimle dans ediyorum . Yoğunluk ve günlük rutinde kaybediyorum kendimi .Yarına hazırlanmam gereken sınavıma inat yazmalıyım ,biliyorum iyi gelecek bana . Küçük bir dertleşme belkide sıcak bir sohbet . Kiminize göre pesimistlik ,kiminize göre boş sözler. Siz karar verin kimin umurunda …ben yazamadım diye  kızıyorum kendime . Bu ülkede hep bir gündem var sıcak ve kanlı , buz gibi içimizi soğutan ama şu varki böyle anlarda duygularımız acı ile beraber daha hızlı harekete geçiyor. Acılardan beslenen birisi değilim ama o acıları da göz ardı etmek mümkün mü . Mümkün mü anne feryatlarını duymamak , mümkün mü babaların konuşurken boğazında düğümlenen yakarışlarını görmemek .

img_1830

img_2282

Malum kış mevsimini yaşıyoruz ama henüz kar yok , keşke olsa. Sevemiyorum o zaman bu mevsimi . Gri gökyüzünü ,puslu yağan yağmuru. Mum ışığına sığınmak istiyorum böyle vakitlerde belki de bir sobanın sıcaklığına. Anne kucağına , veya kucağıma aldığım yavrularıma özlem duyuyorum. Kar olsa ,yağsa lapa lapa griliklere inat içimizi aydınlatsa . Örtse tüm pislikleri , kanları çocuksu bir heyecan kaplasa içimizi. İki şey varsa ben varım o kışa . Kar ve soba …Şömine dediğinizi duyar gibiyim yok o değil onun duygusu da daha başka . Sevgiliyle , dost ile , sohbet ile . Ben sobaya dönmek istiyorum şimdilik. Kalorifer ile kışı geçirmek tat vermiyor bana.Oldum olası sevemedim . Boğazımızı kurutan o sıcaklık hep itici geldi bana. Ne zaman ki hayatımıza girdi soba çok kıymetli , özlenen oldu .Anladım ki zahmet vermeden elde edilen her duygu , his eksik kalmakta. Sobanın annemi ne kadar yorduğunu unutmuş değilim . Bizleri ısıtabilmek için o kovayı nasıl zahmetle taşıdığını. Kış gelmeden kapıya yığılan tonlarca odun ve kömürü taşıyarak düzgün bir şekilde hizaya getirerek nasıl yerleştirdiğimi unutmuş değilim. Farkettim ki hatıralarımı o kar beyazı kışlara ve o karın üzerindeki isli ayak izlerine parsellemişim.Borusunda ilk okula giderken taktığımız yakalarımızın kuruyuşunu , ucundan damlayan suların sobanın üzerinde zıplayarak dans ederken çıkartttığı sesleri hala kulaklarımda.Tıpkı sobanın içinde yanan odunların çıtırtıları gibi. Üzerinde kızarttığımız ekmeğin kokusunu ,tereyağının üzerinde erirken aktığı anda ne çok heyecanlandığımı unutmuş değilim.Ekmeğin fazla kızaran yerlerini anneannemin bıçakla kazırken ki çıkarttığı seslerde kulaklarımda. Kaç bin defa çay demlenmiştir tavşan kanı .Ihlamur da  bir tercih olmuştur hasta olmayalım diye tüm odaya kokusunu yayarken. Gaz tasarrufu için mi yoksa lezzeti için mi anlayamazdım o zamanlar üzerinde pişen yemekleri . Açardım usulca  kapağını koklardım derin derin , midemde beliren açlık sinyalleri ile.

img_4479

img_6819

Peki üzerinde kaynayan bakır güğüme ne demeli ? Kulpundan tutarken yün kazaklarımızın kollarını çekiştirdiğim anlara .Meğer ne duygu barındırırmış kalaylı gövdesinde. Sonralarını da unutmuyorum bakırların eskicilere verilerek yerine renkli plastiklerin nasıl tercih edildiğini . Biliyorum bir çoğunuz  aşinasınız bu söylediklerime .O gün bugündür plastik bir hayat yaşıyoruz sanki. Suni ve soğuk kimi zaman buz gibiyiz. Özlenen anlara bıraktığımız iki damla gözyaşı bir nebze olsun hala var olduğumuzu hatırlatmakta ısrarlı. Kestane pişirmek istiyorum , pişiriyorum da ama gel gör ki bıraktım sobanın üzerindeki pişen kestanelerin lezzetini bulabilmeyi. Çin kestanesi mi yerli kestane mi diye alınan kestanelerdeki tatsız şüpheleri bırakamıyorum .Kentlere , büyük şehirlere sıkıştırdık yaşamlarımızı , duygularımızı. Sığabildik mi ?kendi içimize sığamıyorken. Her yer dar geliyor . Köy özlemleri ile yanıp tutuşuyoruz artık . Var olan köylere bir kaç günlük tatil sıkıştırıyoruz hepsi bu dönerken aklımızı da oralarda , uzaklarda bırakarak . Hoş köylerimize de sahip çıkamıyoruz ya . Avrupalı insanlar ile istemeden yine mukayese ediyorum kendimizi . Biz hangi değerlerimize  sahip çıkabiliyoruz ki , köylerimize sahip çıkalım . Oysa gidin görün dünya ülkelerinin köylerini , insanlarını . Nasıl değerlerine sıkı sıkı sarıldıklarını . Trafiğin ,selamsızlığın,asılmış suratların , mutsuz ifadesizliklerin , saygısızlığın , duygusuzluğun ,diz boyu olduğu şehir yaşantısına dönüyoruz yeniden .Binalar göğe değecek kadar büyüyorken akıllar ve kalpler küçülüyor . Toprakta  nefessiz kalıyor tıpkı ben gibi . Modern yaşam denilen hayata uyum sağlayabilmek adına insanların birbiri ile yarıştığı bu şehirlerde birbirlerinin mutsuzluklarından beslenen insanlarla dolu . Bu hayatta ne kadar zamanımızın olduğunu bile bilmediğimiz anlarımızı tüketiyoruz. Ben yönümü uzaklara , köylere çeviriyorken ne garip ki köylerde ki insanlarda geçim zorluğu çaresizliğinden köylerini terkederek aramıza katılıyorlar . Ne tuhaf değil mi ? Bu ülke de boş , terkedilmiş onlarca köyün olduğunu biliyormuydunuz ?Elbette biliyorsunuz . Benim gibi sizlerinde   içleri acıyan,  aynı duygularda olduğumuz arkadaşlarımız var.

 

img_3316

Uzaklardaki o köylere bakıyor gözlerim .

Hayallerime…

Bir rüzgar esiyor ve üşümeye başlıyorum. Saçlarım yüzümü kapatıyor elimle açmaya çalışıyorum ama duruyorum sonra. Hayallerim rüzgarın elleriyle dokunuyor saçlarıma. Deniz kenarında bir sahil köyünde buluyorum kendimi. Kapatıp aslımı tüm gerçeklere , suretime  hayallerime açıyorum ruhumu. Isınıyorum bir nebze de olsa.İşte o an sessizliğimi dinliyorum hayallerimi  fısıldayan. Kendini tekrar eden bu sese aşinayım sürekli.Tüm dünyayı susturmak istiyorum  ben konuşayım istiyorum . Fikrimde  bile olsa yetecek bana.En küçük bir düş , en küçük bir an, bir ses,ufacık bir ev bile avutabiliyor böyle anlarda.

Tanımlayamadım…

İçimdeki heyecan ve korkuyu. Yarım kalmışlıkların verdiği huzursuzluk mu yoksa ?

Öğrendim…

Bu diyarlara ait olmadığımı. Savaşmayı ,rekabet etmeyi , başkalarının mutsuzluğundan beslenenlerle aynı havayı teneffüs etmek istemediğimi.

Neler öğretiyor bu hayat insana. Bazen içimde öyle çok oluyorum ki ne aklıma ne içime sığabiliyorum.

Daha söylenmemiş sözler , yaşanmamışlıklar var . Ertelenmişler o kadar çok ki.

Susuyorum…

Şimdilik…

img_2173

img_2387

Zaman sarıyor tüm acıları biliyorum. Kederleri , göz yaşlarını , kanayan yaraları.Sadece ince ince sızlıyor işte. Ölümler etrafımızı sarmışken , bombaların patlaması bile kanıksanmışken , anne ve babaların feryatları kulağımı tırmalıyorken hala ama hala umut ediyorum geleceğe ve hayallerime.Bu hayat sonunu böyle yazmamalı .Durduralım bu düzeni bu şehrin sokaklarında kanlarla ve kederlerle boğulmadan.Kitap cümlelerinde yaşamak istemiyorum bu hayatı. Kişisel gelişimimi uzmanların para ile sattığı saatlerde  geçirerek değil de yaşayarak , hissederek tamamlamak istiyorum. Bu bir delilik hali belki . Belki de bitmek bilmeyen  düşüncelerime engel olamama hali . Zaten oldum olası birşeylerin bitme hissi rahatsız etmiştir beni .Yaşamak istemediğimden olabilir mi bitmişlik sendromunu , tükenmişlik sendromunu. Bende ki olsa olsa hayallerin bitmiş olma sendromu olurdu .

Biliyorum…

Neyse ki tüm kötülüklere inat hala sıkı sıkı sarılmam gerektiğini biliyorum hayallerime ,umutlarıma .

Şimdilik …

Hoşçakalın !