Lübbey’in sesi

Etiketler

, , , , ,

Yollarda  ve yolcu olma halinde olmak istediğim anlardan birindeyim.İşte o anlarda köy ziyaretlerini yapmak ,ruhumu dengelemek ve kendime hatırlatmalar yapmak adına yolculuklarım vardır . Aynı zamanda en çok kendime yolculuk yaptığım anlardır .Yeme içme kısmını boşverin o kısmı tavsiye eden bir dünya yazılar var ben etmeyeceğim. Ben böyle anlarda değil öneride bulunmak yemek yiyecek halde olamıyorum.Fotoğraf çekerken çok utandığımı biliyorum sadece birde bu hissettiklerimi size aktarmam gerektiğini .İşte böyle anlardan birinde Lübbey köyü karşıma çıktı.

Lübbey ;İzmir ilimizin Ödemiş ilçesine bağlı 130 haneli Türkmen köyü.Bozdağların eteğinde 7 sakinli  köyün neredeyse tamamı boşaltılmış olmasına rağmen diğer tarafta harıl harıl işleyen kamyonlar asfalt yapımı için taşıma yapıyorlar . Kafam karışıyor bir anda  civardaki köyler yıkık harap ama muntazam bir asfalt çalışması yapılıyor . Anlıyorum ki devletin bir planı var bilmediğimiz .İzmir’in diğer köyleri kalkınıyorken yayla kısımları neden bu kadar bakımsız kalmış anlamlandıramıyorum. Etrafım  yaşını ele vermeyen  ağaçlar ile donanmış .Kış ortasında da bazen güneşin ansızın açtığı olur ya işte bugün o günlerden biri. Parıldayan kış güneşine rağmen havanın soğukluğu ,köy meydanının sahipsizliği ve başıboş çeşme… 

Kim olduğumu neden geldiğimi anlamaya çalışan birileri yürüyor  bana doğru ve çeşme başında buluşuyoruz bir anda.Şöyle bir bakınıp etrafıma selamımı veriyorum. Şaşkın gözler üzerimde ne aradığımı soruyorlar bende onlara  bir bardak sıcak çay içebileceğimin mümkün olabileceğini soruyorum. Yaşam mücadelesi veren sakinler gülümseyerek hiç tereddüt etmeden davet ediyorlar .Çay aslında bahane onları tanımayı,yaşadıkları ortamı görmek için yanıp tutuşuyorum. Dinlemem gereken hikayeler , almam gereken derslerim olduğunu biliyorum o kadar net ki hissediyorum , kalbim çarpıyor , ellerim üşüyor . Köyün ilk şokunu atlattıktan sonra yürümeye başlıyoruz .

Evin merdivenlerinden çıkarken anlıyorsunuz ki her an yıkılabilecek durumdalar . Adımlarımı usulca atarak duvarları isten simsiyah olan  bir odaya giriyorum. Bir soba , bir yatak , naylon ile kapatılmış pencere hepsi bu …Memduha teyzenin evi ,70 yaşlarında ömrü bu odada geçmiş hasta olduğu babasına bakabilmek için hiç evlenmemiş . Yüzünde çok belirgin etten beni var , yüzündeki her bir  çizgilerin derinliği benim içimi yaraladı.Sobanın üzerindeki demlenen çayımızdan yudumlarken konuşmaya devam ediyoruz.Başkasının oturduğu yere oturmaktan bile huylanan benden eser kalmamış sefalet içindeki bu odada başka bir ben ile buluşmuştum. Ne içtiğim çayın bardağının temizliğini , ne nefes aldığım odanın havasını hiç böyle yaşamamıştım.

Bu hayatı benimseyip bir parçası olmak istesem ,köy halkının duygularının ne kadarını paylaşabilirim bilemem ?

İnsanın hayallerinin bir sonu olmadığı gibi hayal kırıklıklarının da bir sonu olmuyormuş onu öğrendim tam o anda.

Geçmiş zamanların derin izlerini taşıyan bu köy de  gerçek ve sanal arasındaki sınırı anlamayı denedim … sınırın bazen bir yüzünde kaldım , bazen ötesinde . Benim gördüklerimin ne kadarını başkaları da gördü bilemem . Dinlediklerimin ve hissettiklerimin ne kadarını yazdıklarıma aktardığımı ise kimse bilemez.

Görmesini ve bakmasını bilenlere hayat ne verir ki ?

Öykülerden başka ne verebilir ? 

Yüzlerce yıldır köylülerle ortak bir yaşam paylaşılmış . Savaşı ,barışı, bereketi , kıtlığı , doğumu ve ölümü onlarda tatmış .

Lübbey deki evler arka arkaya sıralanmışlar vadinin her iki tarafına hakim olmak için . Her evin ayrı bir hüznü , ayrı bir haraplığı var .Zamanında birileri sabırlı elleriyle taşlara tek tek biçim verirken , birileri ahşabın ruhunu yerleştirmişler ancak yüzyıllarca ayakta kaldıktan sonra kimsesizliğine terkedilmiş yetim bırakılmışlar . Bir zamanlar zeybeklerin sığınağı olarak bilinen bu köy şimdilerde cinli köy diye adı çıkarılmış ,hayalet köy ,kartal yuvası,satılık köy diye bahsediyorlarmış. Gerilim filmlerine sahne olmakta. Köy halkının cebine sıkıştırılan üç beş kuruşla diledikleri herşeyi yapabileceğini zanneden medyacıların arada bir uğradığı yer.

Evlerin tamamı zümrüdü anka kuşu gibi küllerinden yeniden doğmayı bekliyor . 

Köyde hüküm süren koku ise kocaman bir fakirlik ve acı …

Peki ya herşeye rağmen  gülümsemelerini hiç unutmayacağım insanlar. 

Bir ezan sesinden bile mahrum Lübbey. 

Oysa köylerde okunan sabah ezanının tadı ne başkadır . Bırakın ezan sesini caminin içindeki el sanatlarını  koruyacak  ve restore edecek eller hala buraya değmemiş . Köylüler der ki satılacakmış köyümüz , tek isteğimiz bizim topraklarımızı yabancılara satmasınlar diye yalvarışı hala kulaklarımda . 3 haftadır elektrikleri kesik olmasına rağmen yeterki biz faturamızı ödeyelim elektrik versinler diyen Mehmet amca  ”Karıncanın bile sahibi var ”diyor. Yemek yedirecek durumları olmadığı için ”sizi rezil ettim aç gönderiyorum ” diyen Memduha teyzenin üzüntüsü ve mahcubiyeti unutulacak gibi değil , lastik ayakkabıları , sökük hırkasını hafızama kazıdım .Bu satırlar geç kalınmış satırlarımdır. Geçen gün öğrendim Memduha teyzem Allahın rahmetine kavuşmuş… o gün bugündür paylaşmazsam içimde yük olacağını düşündüm.

En büyük yük yardım edemediklerimizi sevmekte  yatıyor sanırım,sevecek hiç kimsemiz olmamasında değil…

Olurda bir gün sizlerde kendinizle buluşmak isterseniz belki yolunuzu Lübbey’e çevirir kalan bir kaç insana hatırlarını sorar ,  bir bardak gönülden verilmiş çaylarını yudumlarsınız . Dileğim üçüncü sayfa gazete haberlerinden  daha ileri gündem oluşturulur ,devletimiz elini uzatır Lübbey ve onun gibi daha bilmediğimiz nice  köylerimize.Bana göre koruma altına alınması gereken köylerimizden sadece bir tanesi. Sakinleri yaşamları boyunca koruyacaklarını ve terk etmeyeceklerini söylerken  son satırlarımda benim size söyleyeceğim ise … Koruma altına alınması gerektiğinin bilincine varmamız umudu ile.

Sevgi ile kalın !

 

Acısıyla , tatlısıyla …bir küçük güğümle çıktım yola.

Etiketler

, , , , ,

img_2050
Yazmadığım zamanlarda , o süreleri hissiz mi geçiriyorum ne ? Aylar varki şuraya bir iki satır yazamadım. Ara ara kafamda kelimelerim ve içimdeki seslerimle dans ediyorum . Yoğunluk ve günlük rutinde kaybediyorum kendimi .Yarına hazırlanmam gereken sınavıma inat yazmalıyım ,biliyorum iyi gelecek bana . Küçük bir dertleşme belkide sıcak bir sohbet . Kiminize göre pesimistlik ,kiminize göre boş sözler. Siz karar verin kimin umurunda …ben yazamadım diye  kızıyorum kendime . Bu ülkede hep bir gündem var sıcak ve kanlı , buz gibi içimizi soğutan ama şu varki böyle anlarda duygularımız acı ile beraber daha hızlı harekete geçiyor. Acılardan beslenen birisi değilim ama o acıları da göz ardı etmek mümkün mü . Mümkün mü anne feryatlarını duymamak , mümkün mü babaların konuşurken boğazında düğümlenen yakarışlarını görmemek .

img_1830

img_2282

Malum kış mevsimini yaşıyoruz ama henüz kar yok , keşke olsa. Sevemiyorum o zaman bu mevsimi . Gri gökyüzünü ,puslu yağan yağmuru. Mum ışığına sığınmak istiyorum böyle vakitlerde belki de bir sobanın sıcaklığına. Anne kucağına , veya kucağıma aldığım yavrularıma özlem duyuyorum. Kar olsa ,yağsa lapa lapa griliklere inat içimizi aydınlatsa . Örtse tüm pislikleri , kanları çocuksu bir heyecan kaplasa içimizi. İki şey varsa ben varım o kışa . Kar ve soba …Şömine dediğinizi duyar gibiyim yok o değil onun duygusu da daha başka . Sevgiliyle , dost ile , sohbet ile . Ben sobaya dönmek istiyorum şimdilik. Kalorifer ile kışı geçirmek tat vermiyor bana.Oldum olası sevemedim . Boğazımızı kurutan o sıcaklık hep itici geldi bana. Ne zaman ki hayatımıza girdi soba çok kıymetli , özlenen oldu .Anladım ki zahmet vermeden elde edilen her duygu , his eksik kalmakta. Sobanın annemi ne kadar yorduğunu unutmuş değilim . Bizleri ısıtabilmek için o kovayı nasıl zahmetle taşıdığını. Kış gelmeden kapıya yığılan tonlarca odun ve kömürü taşıyarak düzgün bir şekilde hizaya getirerek nasıl yerleştirdiğimi unutmuş değilim. Farkettim ki hatıralarımı o kar beyazı kışlara ve o karın üzerindeki isli ayak izlerine parsellemişim.Borusunda ilk okula giderken taktığımız yakalarımızın kuruyuşunu , ucundan damlayan suların sobanın üzerinde zıplayarak dans ederken çıkartttığı sesleri hala kulaklarımda.Tıpkı sobanın içinde yanan odunların çıtırtıları gibi. Üzerinde kızarttığımız ekmeğin kokusunu ,tereyağının üzerinde erirken aktığı anda ne çok heyecanlandığımı unutmuş değilim.Ekmeğin fazla kızaran yerlerini anneannemin bıçakla kazırken ki çıkarttığı seslerde kulaklarımda. Kaç bin defa çay demlenmiştir tavşan kanı .Ihlamur da  bir tercih olmuştur hasta olmayalım diye tüm odaya kokusunu yayarken. Gaz tasarrufu için mi yoksa lezzeti için mi anlayamazdım o zamanlar üzerinde pişen yemekleri . Açardım usulca  kapağını koklardım derin derin , midemde beliren açlık sinyalleri ile.

img_4479

img_6819

Peki üzerinde kaynayan bakır güğüme ne demeli ? Kulpundan tutarken yün kazaklarımızın kollarını çekiştirdiğim anlara .Meğer ne duygu barındırırmış kalaylı gövdesinde. Sonralarını da unutmuyorum bakırların eskicilere verilerek yerine renkli plastiklerin nasıl tercih edildiğini . Biliyorum bir çoğunuz  aşinasınız bu söylediklerime .O gün bugündür plastik bir hayat yaşıyoruz sanki. Suni ve soğuk kimi zaman buz gibiyiz. Özlenen anlara bıraktığımız iki damla gözyaşı bir nebze olsun hala var olduğumuzu hatırlatmakta ısrarlı. Kestane pişirmek istiyorum , pişiriyorum da ama gel gör ki bıraktım sobanın üzerindeki pişen kestanelerin lezzetini bulabilmeyi. Çin kestanesi mi yerli kestane mi diye alınan kestanelerdeki tatsız şüpheleri bırakamıyorum .Kentlere , büyük şehirlere sıkıştırdık yaşamlarımızı , duygularımızı. Sığabildik mi ?kendi içimize sığamıyorken. Her yer dar geliyor . Köy özlemleri ile yanıp tutuşuyoruz artık . Var olan köylere bir kaç günlük tatil sıkıştırıyoruz hepsi bu dönerken aklımızı da oralarda , uzaklarda bırakarak . Hoş köylerimize de sahip çıkamıyoruz ya . Avrupalı insanlar ile istemeden yine mukayese ediyorum kendimizi . Biz hangi değerlerimize  sahip çıkabiliyoruz ki , köylerimize sahip çıkalım . Oysa gidin görün dünya ülkelerinin köylerini , insanlarını . Nasıl değerlerine sıkı sıkı sarıldıklarını . Trafiğin ,selamsızlığın,asılmış suratların , mutsuz ifadesizliklerin , saygısızlığın , duygusuzluğun ,diz boyu olduğu şehir yaşantısına dönüyoruz yeniden .Binalar göğe değecek kadar büyüyorken akıllar ve kalpler küçülüyor . Toprakta  nefessiz kalıyor tıpkı ben gibi . Modern yaşam denilen hayata uyum sağlayabilmek adına insanların birbiri ile yarıştığı bu şehirlerde birbirlerinin mutsuzluklarından beslenen insanlarla dolu . Bu hayatta ne kadar zamanımızın olduğunu bile bilmediğimiz anlarımızı tüketiyoruz. Ben yönümü uzaklara , köylere çeviriyorken ne garip ki köylerde ki insanlarda geçim zorluğu çaresizliğinden köylerini terkederek aramıza katılıyorlar . Ne tuhaf değil mi ? Bu ülke de boş , terkedilmiş onlarca köyün olduğunu biliyormuydunuz ?Elbette biliyorsunuz . Benim gibi sizlerinde   içleri acıyan,  aynı duygularda olduğumuz arkadaşlarımız var.

 

img_3316

Uzaklardaki o köylere bakıyor gözlerim .

Hayallerime…

Bir rüzgar esiyor ve üşümeye başlıyorum. Saçlarım yüzümü kapatıyor elimle açmaya çalışıyorum ama duruyorum sonra. Hayallerim rüzgarın elleriyle dokunuyor saçlarıma. Deniz kenarında bir sahil köyünde buluyorum kendimi. Kapatıp aslımı tüm gerçeklere , suretime  hayallerime açıyorum ruhumu. Isınıyorum bir nebze de olsa.İşte o an sessizliğimi dinliyorum hayallerimi  fısıldayan. Kendini tekrar eden bu sese aşinayım sürekli.Tüm dünyayı susturmak istiyorum  ben konuşayım istiyorum . Fikrimde  bile olsa yetecek bana.En küçük bir düş , en küçük bir an, bir ses,ufacık bir ev bile avutabiliyor böyle anlarda.

Tanımlayamadım…

İçimdeki heyecan ve korkuyu. Yarım kalmışlıkların verdiği huzursuzluk mu yoksa ?

Öğrendim…

Bu diyarlara ait olmadığımı. Savaşmayı ,rekabet etmeyi , başkalarının mutsuzluğundan beslenenlerle aynı havayı teneffüs etmek istemediğimi.

Neler öğretiyor bu hayat insana. Bazen içimde öyle çok oluyorum ki ne aklıma ne içime sığabiliyorum.

Daha söylenmemiş sözler , yaşanmamışlıklar var . Ertelenmişler o kadar çok ki.

Susuyorum…

Şimdilik…

img_2173

img_2387

Zaman sarıyor tüm acıları biliyorum. Kederleri , göz yaşlarını , kanayan yaraları.Sadece ince ince sızlıyor işte. Ölümler etrafımızı sarmışken , bombaların patlaması bile kanıksanmışken , anne ve babaların feryatları kulağımı tırmalıyorken hala ama hala umut ediyorum geleceğe ve hayallerime.Bu hayat sonunu böyle yazmamalı .Durduralım bu düzeni bu şehrin sokaklarında kanlarla ve kederlerle boğulmadan.Kitap cümlelerinde yaşamak istemiyorum bu hayatı. Kişisel gelişimimi uzmanların para ile sattığı saatlerde  geçirerek değil de yaşayarak , hissederek tamamlamak istiyorum. Bu bir delilik hali belki . Belki de bitmek bilmeyen  düşüncelerime engel olamama hali . Zaten oldum olası birşeylerin bitme hissi rahatsız etmiştir beni .Yaşamak istemediğimden olabilir mi bitmişlik sendromunu , tükenmişlik sendromunu. Bende ki olsa olsa hayallerin bitmiş olma sendromu olurdu .

Biliyorum…

Neyse ki tüm kötülüklere inat hala sıkı sıkı sarılmam gerektiğini biliyorum hayallerime ,umutlarıma .

Şimdilik …

Hoşçakalın !

Enginar pestolu kabak

Etiketler

, , , , , ,

IMG_4776
Yaz bitmek üzere ve ben nerede ise sizlerle bu satırlarda hiç buluşamadım. Bunun eksikliğini hissettiğimden hiç şüpheniz olmasın. Farklı ve zor bir yaz geçirdik ve geçirmekteyiz. Ülkemizde yaşanan sıkıntılar hepimizin hayatına yansıdı. En azından ben öyle hissediyorum. Tüm bu acılara sıkıntılara ve zorluklara rağmen hayatın pesimist bir şekilde devam etmesi de mümkün değil. Bu sebeple kendimi rahatlattığım yerlerden bir tanesi de mutfak .Mutfakta herşeyi unutuyorum desem sanırım abartmış olmam. Ağustos ayı içerisinde bana enerjisi yansıyan bir çalışma yaptım. Dünyanın en çok okunan yemek dergileri arasında La Cucina İtaliana ‘nın Ağustos sayısı blogger konuğuydum. Biz blogger’lar için bu küçük enerjiler motivasyon sebebidir. Amatör ruhun bir parçası. Birşeyler yapmış olmanın heyecanı iyi geliyor :). Dergide paylaşmış olduğum tarifin ayrıntılarını sizlere kendi sayfamda da sunmak istedim.Buyurun tarife ;
IMG_4853IMG_4859
ENGİNAR PESTOLU KABAK
Malzemeler
  •  2 Adet kabak
  •  200 gram enginar kalbi
  •  2 yemek kaşığı limon suyu
  •  1 adet limon kabuğu rendesi
  •  1/2 su bardağı ceviz ( iri kıyım)
  •  2 diş doğranmış sarımsak
  •  3 sap doğranmış maydanoz
  •  5-6 yaprak taze fesleğen
  •  1 kahve fincanı  zeytinyağı
  •  1/2 su bardağı parmesan rende
  •  1 tutam deniz tuzu
  •  1 tutam taze çekilmiş karabiber
  • Arzu ederseniz Balzamik sos 
IMG_4799
IMG_4877
Yapılışı
  • Kabakları bir mandolin yardımı ile ince şekilde boylamasına kestikten sonra her  iki tarafını tuzlayıp karabiberleyin. Bu arada önceden hazırlamış olduğumuz ızgarada önlü arkalı pişirelim.
  • Mutfak robotunda  enginar kalbi,limon kabuğu rendesi,limon suyu,sarımsak,ceviz,maydanoz ,fesleğen , tuz  ve karabiberi birlikte  parçalana kadar ( 30 sn) kadar çekin.
  • Robot çalışır durumdayken zeytinyağını ilave edelim ve enginar ile karışmasını sağlayalım. Son olarak içine parmesan peynirlerimizi ilave ederek ızgara etmiş olduğumuz kabak dilimlerinin üzerine sürerek rulo haline getirelim.
  •  Servis tabağınızın üzerine balsamik sosumuzu dolaştırarak   kabak rulolarını yerleştirelim . Arzu ettiğiniz taze  mikro filizlerle süsleyebilirsiniz.

IMG_4846

Afiyet olsun 🙂

Vişneli deniz börülcesi

Etiketler

, , , , , , ,

IMG_4942
IMG_4950VİŞNELİ DENİZ BÖRÜLCESİ
Malzemeler
  • 700 gr. Deniz Börülcesi 
  •  250 gr. Vişne
  •  1/2 Su bardağı iri kıyım ceviz içi
  •  2 Diş sarımsak
  •  1 çay kaşığı limon kabuğu rendesi
  •  1 fincan taze sıkılmış vişne suyu
  •  Sızma Zeytinyağı
  •  Taze çekilmiş karabiber
  •  Deniz tuzu
IMG_4939
Yapılışı
  •  Deniz börülcelerini rengini kaybetmeden sıcak suda aldante haşlayalım .Haşlamış olduğumuz börülceleri süzerek tuzunun gitmesi için soğuk sudan geçirelim.
  • Çukur bir kaseye börülcelerimizi , sarımsak rendesini , tuzunu,karabiberini ,limon kabuğu rendesini , vişne suyunu , zeyinyağını ve iri kıyım ceviz içini ilave ederek karışmasını sağlayalım . 
  • Son olarak çekirdeği çıkarılmış vişneleri ilave edelim ve servis tabağına alalım 

Afiyet olsun 🙂

Ateşle Oynama!

Etiketler

, , , , , ,

IMG_4192

Güneşli bir gün ,sahile indim…

Denize baktığımda tek hissettiğim şey dünyadaki sularla yeryüzünü yıkama isteğim.Yeryüzünü pisliklerden pırıl pırıl olacak kadar arındırmak ve temizlemek.

İnsanım…

Kadınım…

Anneyim…

ve daha bir çok şey.

Zannetmeyin ki temizleme isteğim kadın olmamdan kaynaklanıyor burada ki tek duygu insan olma isteğim .Bu satırlarda hepsiyim ama şu an anne olmamın verdiği iç güdülerimle yazıyorum .Çünkü endişeliyim ,korkuyorum .Dünyada dökülen kanların ,canların sahibi ve onları dünyaya getiren ,hiç bir hesabı olmayan anneler var . Endişeli bir şekilde etrafımdaki masum canlıların denizin,toprağın,taşın,kuşların,çiçeklerin,böceklerin mesajlarını hissetmeye çalışıyorum. Başımı kaldırdığımda berrak ve mavi bir gökyüzü var. Gökyüzü berrak olmasına berrak ta içim şu an ne kadar karanlık bilseniz .Tatil olduğu için dolu olan sahil kahveleri boş ve ıssız . Olan bir kaç insanında benim kadar karanlık hislerde olduğunu biliyorum. İnsanlar ağır ve yorgun adımlarla yürüyorlar. Baş örtülü kızlarımız ağırbaşlılıklarını ani kıkırdamaları ile kendileri bozuyorlar farkında olmadan.O esnada ,bana esmeyi anlat ,esip geçmeyi anlat mısraları yerleşiyor beynime .Ülkemizde olan olayların ne ılık olduğunu söyleyebilirim ne de geçeceğini. Güneşin batması ile birlikte evlerimize dağılacağız ve endişelerimizle baş başa kalacağız.Tuhaf olan ise artık endişemi hep yanımda taşıyor olmam.Kısacık mutluluklarla ayakta kalmaya direnirken ülkem hiç bitmeyecek olan karanlık bir kaosun içine nasıl da çekilmiş durumda. 

Korkuyorum!

Bu durumu kanıksayacak ve hayat tarzımız olacak diye. Mutluluğun ve huzurun kenarına bile yaklaşamayacak olmamızdan . Fikir ayrılıklarına,inanç farklılıklarına rağmen huzurun yanına birlikte yaklaşacağımıza dair bir umut taşıyormuşum meğer ta ki  ne olduğunu bilmediğimiz adını bile koyamadığımız 15 Temmuz’a kadar .Uzun ve zor yollardan geçti tarihimiz . Yenilgiyi de tattık zaferi de…Bizi kan kırmızısı tek bayrağın altında toplayan zafere sahibiz.Barışın ,adaletin ,özgürlüğün ortaklaşa yaşanacağı bir menzilde  gelişmiş dünyanın saygı değer  bir üyesi olmak gibi ortak davamız olduğunu zannediyordum. Asıl ilginç olan ise birlik olduğumuzu zannetmemdi .Laik bir ülkenin bayrağı altında birlik ve beraberlik ile laik bir Türkiye olduğunu zannetmem.

Bir cehenneme düştük!

Nefret volkanları patladı ümitle baktığım  ülkemde.Her yanımız uçurumla çevrelendi batağa girdik.Güvenilir değerlerimiz kalmadı elimizde …Ülkeyi ayrılık kapladı ,bölünmüşlük ruhu hayatımızın üstüne çöktü. Şimdi kendi çocuklarımızı öldürüyoruz.Başlar kesiliyor… Bütün gücümüzü kötülüklere harcamaktan iyiliği yaşatacak gücümüz kalmadı . “Allahuekber” nidaları ile insan öldürmeye teşvik edecek nutuklar dinliyoruz . Biz ki düşmanla bile savaş esnasında azığını paylaşan bir millettik. Şimdi ne oldu da kendi mehmetçiğimizin kafasını keser hale geldik ?. Tüm bu olanların sorumluları kahramanlık nidaları çekerken ağlayan annelerin yüreğindeki sızısını kim dindirecek ?

Öldürüyorlar…

Daha da öldürmek istiyorlar…

Görmek istedikleri kan…

Gitmek istedikleri yol sanıyor musunuz ki Yaradan’a… Keşke öyle olsaydı Allah aşkını ,Allah korkusunu taşıyabilselerdi içlerinde . Cinayetlerini , yolsuzluklarını  kanla yıkamak istiyorlar .Kimsenin Allah aşkına yaptığı bir şey yok.Zalimliği , nefreti, kini,öfkeyi dindarlıkla eşdeğer göstermeye çalışan  insanlarla çevrildi etrafımız. Biliyor musunuz yaşadığım köyde caminin İmamı yok . Neden biliyor musunuz ?Kendilerine kalacak lojman temin edilmediği için . Her gün vatandaşlar okuyor sırası ile ezanı .Nerede kaldı Allah aşkına yapılan ibadet ?Menfaat dünyası ne zamandan beri demokrasi adı altında yönetiliyor?Kurtlar sofrasındaki biz kuzular ” Allahuekber” nidaları ile etrafa tükürüklerini püskürtürken ne kadar zavallı olduklarını , kurban olduklarını bile bilmiyorlar. İnancımızda Allah tekdir ve herşeyden üstündür manasına gelen bu kelimenin anlamını idrak edememişlerle yaşıyoruz .O’nun bize bahşetmiş olduğu canları biz hangi aşk ile alıyoruz ellerinden ?Kurtların kuzuları nasıl yediklerinden bi haber.Fikirden nefret eden bir toplum olarak nelerin doğru nelerin yanlış olduğuna nasıl kanaat getireceğiz? Bir fikrimiz ,kişiliğimiz,inancımız varmış gibi görünse de hala hiçbir şeyin farkında olmadığımızı görüyorum.Kendilerine benzemeyen hiç kimseye ekmek vermeyecekler bu topraklarda.Oysa her fikirden ,her inançtan insanın birlikte yaşadığı güvenli,zengin,dünyanın saygı ve hayranlıkla izlediği bir ülke olabilirdik.Temelleri vardı bu ülkenin. O temeller dedelerimizin ,çocuklarımızın kanı ile doldu taştı.Bu taşıdığımız bayrak kanlarıyla haketmişti bu saygınlığı. Tüm dünya liderlerinin hayran olduğu bir lidere sahip olmuştu bu ülke. Öyle bir lider ki  6 ay sonrasını bile göremeyen değil, neredeyse yüz yıl sonrasını gören ve olabilecekleri söyleyen nutuklar bırakmıştı Türk gençliğine.

Şimdi neredeyiz?

“Günaydın” kelimesini söylerken günün aydınlık olmadığını biliyor ve utanarak söylüyorum. Ne aydınlığı ne günü …İnanmadığım ve hissedemediğim dünyama ilk o kelime ile başlıyorum sevdiklerime söylerken. Ne yazık değil mi?Bir cennet olabilirdi topraklarımız.Hani hep deriz ya ülkemiz cennet diye , cenneti cehenneme çeviren günlerin kucağındayız da haberimiz yok.Daha önce yazılarımı okuyan arkadaşlarım tanırlar beni . Tüm olumsuzluklara rağmen tarafsız bir şekilde ayrıştırıcı değil birleştirici olmaya çabalarım her zaman . Bu defa öyle değil …

Hep derim ki ;bu dünyayı sevgi kurtaracak!

Yüreklerimiz aşk ile ölsün nefret ile değil.Anlamsız bu savaşlar ve savaşlardan daha güçlüdür Aşk. Bitsin bu kavgalar , bitsin bu savaşlar . Bizi Aşk kurtaracak…

Yüreklerimiz bin defa aşk ile ölsün , bin defa aşk ile doğsun yeniden …

Çocuklarımızın silah değil ,çiçek tutması umudu ile …

Huzuru ,sevgiyi ,aşkı bulmamız ve yaşamamız umudu ile …

 

 

Kaçıncı paralelindeyim hayatın ?

Etiketler

, , , , , ,

IMG_4199

Mürekkebin artık parmaklarımıza bulaşmadığı zamanlardayız. Aklıma geldiğinde hiç tereddüt etmeden elime aldığım kalemi oysa şimdi ne çok özlüyorum.Hiç almıyor değilim ancak eski günleri anımsadığımda parmaklarım kalemine ne kadar vefasız davrandığını hatırlıyor her defasında. Sonra gözüm saate takılıyor . Bu saatlerde kendime dair birşeyler yazmak istiyorum . Ne gündelik işlerim, ne hissettiklerim ne geçmişim pek bir şey gelmiyor aklıma.  Biraz buruk oluyor kalbim kimi zaman . Hüzünle işlenmiş ruhumdan olsa gerek  öyle ki hayatı yokluyorum ellerimle yerinde mi diye . Uzun zaman oldu sayfama birşeyler yazmayalı sizlerle iki satır paylaşmayalı . Sonra bu duruma içlenip yine  açtım karşımdaki  sayfayı .Yazmadığım zamanlarda o süreleri hissiz geçirmediğimi bilin sadece . Oysa günlerdir üç beş kelime yazıyor , bırakıyor ve devamını getiremiyordum .

Dedim ki hadi Hilal !

Yüzüme gülümsememi ekleyerek başlıyorum her yeni haftaya ve yeni güne . Heyecanlar yüklüyorum ruhuma , bazen korkular ,bazen şaşkınlıklar ve tabiki mutluluklar . Bir tek öfke uğramasın istiyorum hayatıma . Bazen durgunluklarım ,sessizliklerim , yalnızlığım ve hayallerime sarılmış bir halde buluyorum kendimi . Akşam oluyor yaşanmış küçük mutluluklarım cebimde. Koltuğuma uzanıyorum aksiyonsuz bir film gibi .İşte o an içime oturmuş bir kadın hissediyorum. Alnı kırışmış ama hala hayata dair umutları var. Özlemleri var sevdiklerine , kavuşmak istedikleri .Hiç bir şeyi yargılamadan hayata bakmak için mücadele veren o kadın paslanmamak için çırpınıp duruyor . Ah Hilal! göster o kadına dolunayın ışığını diyorum kendime . Dolunay demişken Mevlana’nın aşk dolu ruhundan şu söz geliyor aklıma . ” Ayı dolunayken çardakta güzel gördün . Bir de onun son halindeki özlemine bak ” demiş . Sonra kapıyorum gözlerimi ayın ilk halini ve son halini hissedebilmek için . Ah Hilal! sanki bir sen kalmışsın gibi yakalandın ilk bakışmada . Biz konuşmayız pek bakışırız sadece . O yüzden hep derindir bakışmalarımız.  Ya gitmek , ya hasret ,ya özlem .Öyle boşum ki bu aralar sanırım dolarsam okyanus olacağım. Oysaki çok değil bir saat evvel gün batımında iki kadeh şarapta arkadaşlarla bilindik tatlarda bilindik hislerdeydim… Peki ne oldu ki kafanı daldırdın o boşluğun içine ? Yanıbaşımda duran bilgisayarıma takıldığında oldu herşey .Gökyüzüne baktım o an yıldızları görebilmek için ama ne yazık ki bu ülkede tıpkı güneş gibi yıldızlarda az gösteriyor yüzlerini. Uykum çalındı , aklımdan geçenleri birisi duysa ne der diye düşünürken şimdi sizlerin okuması için mahal yaratıyorum nedense .Hayatımın her anında akranlarıma göre hep daha olgun oldum ben . En yakın dostlarım benden yaşça büyük oldular çoğu zaman . Ne gariptir ki kendi içinde fırtınalar kopan ancak dışarıda sakin ve istikrarlı bir yaşam süren bir kadınım . Net bir insanım birde herşeyi olduğu gibi kabul etmeyi öğrenebilirsem hayat daha kolay olacak benim için .Keşke ile başlayan cümlelerim olmaması için  gayret gösteriyorum hayatımda . İçimden ne geçiyorsa elime , yüzüme ve dilime yansıyor.  Böyle anlarda kendimi izlemeyi çok istiyorum.

Peki …

Kaçıncı paralelindeyim hayatın ?

Ne kadar da zorlasam hafızamı hatırlayamadığım , unuttuğum duygular var. Peki sizin yok mu, ya sizde durumlar nedir ? İçinizdeki ile konuştuğunuz anlarınız olmuyormu ? Olmaz mı dediğinizi duyar gibiyim . O halde yadırgamazsınız bu hallerimi . Duygularımın  hafızam ile alakasını  anlayabildiğim an belki herşey çok daha kolay olacak benim için . Bu yüzden midir bilmem hiç uyum sağlayamadım hayatın normal akıp giden düzenine . Hep bir farklı algılamalar hep bir farklı hissedişler  içerisinde oldum .Kimi zaman bu durumdan rahatsızlık duyduğum anlar oldu kimi zaman mutlu ama şunu biliyorum normal olamama hallerinin yarattığı hassas ruh haliyle bir hayli  yorulduğumu . Ne öldürür ne güldürür benim mütevazi mutluluklarım, gül gibi geçinip gidiyorum işte :). Kabul gören bütün eylemlerin istem dışı elemanı olarak .Yol da benim yolcu da…Yolu yarılayan, günün sonunda huzurla alabora olan  bu kadın düşüncelerini saça saça  gecenin bu saatinde sizlerle. Melankoli hallerim yanaştı bu gece farketmeden . Eee ne diyelim Hoşgeldin demek varken .

Gecenin sahibine emanet olun huzurun kollarında…

Vichyssoise … Pırasa& Patates Çorbası

Etiketler

, , , , , , , ,

IMG_9437 copy
Pırasa ve patatesten oluşan bu çorba Fransız mutfağına ait olup ülkede soğuk olarak servis edilen bir çorbadır . Severek  tükettiğim , soframda yerini alan çorbalardan bir tanesi. Bizim çorba kültürümüzün hayli zengin olduğunu ve çorbalara çok düşkün bir toplum olduğumuzu düşünerek yeni bir tarif eklemenin hiç bir mahsuru olmaz sanırım . Tercihimiz çorbaların sıcak olmasından yana . Sıcak sıcak içmeli içtiğimizde içimiz ısınmalı , hissetmeliyiz .Yaz mevsimi için soğuk tüketilen bir iki çorba haricinde genellikle bu böyle .  Bahsederken bile demez miyiz şöyle mis gibi sıcak bir çorba olsa diye . Bir de mevsim kış ise  sıcak  bir kase çorbaya daha çok ihtiyaç duyarız . Ben tarifimi paylaşayım seçim sizin olsun . İster soğuk , ister sıcak ama geleneksel tariflerle oynanmaması gerektiğini de vurgulamak isterim . Sebze çorbası seviyorsanız denemenizi öneririm. Buyurun tarife ;

IMG_9443 copy

Malzemeler

  • 300 gram pırasa
  • 2 adet orta boy patates
  • 1 adet kuru soğan
  • 1 yemek kaşığı tereyağı
  • 300 ml.   tavuk suyu dilerseniz ( et suyu veya sebze suyu)
  • 150 ml.  krema
  • ¼ su bardağı doğranmış frenk soğanı
  • 1 tutam tuz
  • 1 tutam taze çekilmiş karabiber

IMG_3965 copy

Yapılışı

Çorba tenceremize tereyağını ekleyelim ve erimesini sağlayalım. Eridikten sonra ince ince doğranmış olduğumuz pırasayı ekleyelim . Orjinal tarifte pırasanın beyaz olan kısımları kullanılıyor fakat ben bu defa yeşil kısımlarını da değerlendirdim . İnce ince doğramış olduğumuz soğanı , tuzunu ve taze çekilmiş karabiberini ilave ederek yaklaşık 10 dakika pırasalarımız yumuşayana kadar kavuralım. Ateşin kısık olmasına dikkat edelim . Rendelemiş olduğumuz patatesleri de ilave ederek 1-2 dakika daha çevirelim. Daha  sonra arzu ettiğiniz et suyunu veya sebze suyunu ekleyelim ve kapağını kapatalım bu şekilde yarım saat pişirelim . Ocağın altını kapatmadan iki dakika önce kremasını ekleyelim  ve işlemimizi tamamlayalım. Bir blender yardımı ile pürüzsüz kıvama getirdikten sonra üzerine frenk soğanı yoksa ince kıyım taze soğan ile süsleyerek servis edebilirsiniz .

Afiyet olsun 🙂

Ananas’lı Turta

Etiketler

, , , , , , ,

IMG_3894 copy

 Turta denince her zaman sıcak bir ortam , tatlı bir sohbet , mis gibi bir kahve gelir aklıma . Keyifli anlardır ve tek başına hissedemezsiniz bu duyguları . İşte bunları bir arada sağlayabiliyorsanız güzel bir huzur sarıverir bedeninizi . Bir bakmışsınız harika bir müzik fonda . Gülümsemeye başlarsınız tatlı tatlı . Görürsünüz sevdiklerinizdeki tebessümü . Sıcacıktır herşey kendi akışında … Hiç vakit kaybetmeyin o tebessümler çok kıymetli 🙂 Orta zorluk derecesinde olan bu turtayı bir defa yaptığınız anda bir daha vazgeçemeyeceksiniz . Arzu ederseniz istediğiniz meyvelerde uygulayabilirsiniz . Ağzınızda kurabiye gibi dağılacak olan turta için hemen harekete geçmenizi öneririm. 

IMG_3920 copy

ANANASLI TURTA  İçin;

Malzemeler

Turta hamuru için

  • 180 gr. un
  • 75 gr. pudra şekeri
  • 100 gr. küp doğranmış soğuk tereyağı
  • 1 adet yumurtanın sarısı
  • 2 yemek kaşığı buzlu su

IMG_3864 copy

Ananaslı harç için :

  • 1 adet taze ananas (dilimlenmiş)
  • 60 ml. sakız likörü
  • 4 yemek kaşığı esmer şeker
  • 1 çay kaşığı vanilya ekstresi
  • 1 tatlı kaşığı spicy powder ( 5 çeşit baharat karışımı)( Avrupada chinese powder diye geciyor) baharatların detayını aşağıda paylaşacağım.
  • 1 kahve fincanı iç badem 

IMG_3887 copy

Turta hamurunun yapılışı :

  • Turta hamurumuzu hazırlamak için bir robotunuza unu , pudra şekerini , ve tereyağını koyalım. robotu bir çalıştırıp bir durdurarak  , ufalanmış ekmek görüntüsünü alana dek karıştırdıktan sonra yumurta sarısını ve buzlu suyu ilave edelim . Tamamını hamur toparlanana kadar çekmeye devam edelim . İşlemimiz tamamlandıktan sonra hamuru robottan alarak elimizle , pürüzsüz kıvama getirerek yoğuralım. Bu işlemin çok fazla olmaması gerekiyor. Elimizin sıcaklığını hamura çok fazla yüklemeyelim . Turta hamurunda hamurun soğuk olması önemli .Hazır olduktan sonra folyo ile üzerini kapatarak buzdolabında 30 dakika bekletelim .
  • Hamur hazır olduktan sonra unlanmış zeminde 3 mm. kalınlığında merdane yardımı ile açalım . 25 cm’lik turta kalıbımıza hamuru yerleştirelim ve kenarlarını düzeltelim. Tekrar ikinci etap 30 dakika daha buzdolabında bekletelim.
  • Hamur beklerken fırınımızı 170 dereceye ayarlayalım . Fırına sürmeden önce üzerine yağlı kağıt koyalım ve üzerini metal bilye  yoksa nohut ve fasulye yerleştirebilirsiniz . Bunu yapmamızda ki amaç hamurun üst yüzeyinin ağırlık vererek düzgün kalmasını sağlamaktır . şimdi fırına verme zamanı … yaklaşık 20 dakika altın rengini alana dek fırınlayalım.

IMG_3926 copy

Ananaslı harç yapılışı :

  • Bu aşamada geniş bir tavaya ihtiyacımız olacak . Ananasları dilim olarak koyabilmek için . Tavaya sakız likörünü , yoksa benzer likörler olabilir ( elma ,portakal, mandalina )hatta kahve likörü bile çok yakışıyor .
  • Likörü , vanilya ekstresini ve 5 çeşit baharat karışımını ( yıldız anason ,karanfil ,tarçın, sichuan biberi ,rezene ) Not : Sichuan biberi Çin ve Japon ülkelerinde yaygın olarak kullanılan bir biber türüdür . Hafif limonsu , nanemsi , ağaçsı bir lezzeti vardır ve acı değildir . Bu karışımın toz halini kullanıyor olmamız gerekiyor .Tüm malzemeleri tavaya koyarak kahverengi şekeri de ilave ettikten sonra ısınmasını sağlayalım . Ananasları yerleştirelim ve orta ateşte her iki tarafını da çevirerek hafif pişmesini ve aromasını almasını sağlayalım .Anasları tavadan aldıktan sonra aynı tavaya bademleri ekleyelim ve 3-5 dakika tavada çevirelim.
  • Fırından çıkardığımız turta hamurunun üzerine anasları ve bademleri yerleştirerek ananaslar karamelize olana dek yaklaşık 30 dakika kadar fırınlayalım . 
  • Bu turtayı ılık olarak servis etmenizi öneririm damağınıza bıraktığı tat çok daha güzel olacaktır . Dilerseniz tarçınlı krema veya vanilyalı dondurma ile servis edebilirsiniz . Afiyet olsun 🙂 

 

 

Tepsi Mantı

Etiketler

, , , , ,

IMG_0530

Mantı denilince sanırım hepimiz için akan sular duruyor. Küçük ,büyük herkesin gözdesi olan bu yemeğin tarihi aslında oldukça eskilere dayanıyor.Orta Asya’dan ve 13.yüzyıldan beri biliniyor.Peki Mantı’nın Çin kökenli olduğunu biliyor muydunuz ?Kelime olarakta çince kökenli bir sözcük ”mantou” dan geliyor. Bizde ise saray yemeklerinin baş yemeklerinden birisiymiş. Fatih Sultan Mehmet’in sabah sofrası için pişirilirmiş . O dönemde pişirme yöntemi olarak buharda pişirme yöntemi uygulanıyormuş. Kıyma haricinde nohut  ve mercimek gibi bakliyatlarla pişiriliyormuş. Bende nohut ile  pişirildiğini dün instagramda bir arkadaşımızın söylemi üzerine farkettim . O zaman bir sonraki denememin neli olacağı hakkında bir fikir beyan etmiş oluyorum. Haşlama , kızartma ve fırınlama yöntemi ile yapılabiliyor . Damak zevkinize bağlı . Ben fırınlama yönteminden daha çok keyif alıyorum. Tadı biraz zahmetli olduğu için mi yoksa sarımsaklı yoğurdun etkisinden mi bilmiyorum ama midelerimizin bayram ettiği kesin . Sözü çok uzatmadan geçelim tarifimize buyurun ;

IMG_0538

TEPSİ MANTI İçin;

Malzemeler

Hamuru için ;

  • 1 su bardağı un ( kişi başı ölçü miktarı )
  • 1 adet yumurta
  • 4 çorba kaşığı zeytinyağı
  • 4 çorba kaşığı su
  • Tuz

IMG_0554

İç malzeme;

  • 250 gr. dana kıyma
  • 1/2 demet maydanoz
  • Tuz ve taze çekilmiş karabiber

IMG_0561

Üzeri için ;

  • 3 su bardağı et suyu ( arzu ederseniz tavuk suyu da kullanılabilir )
  • 2 su bardağı sarımsaklı yoğurt
  • 2 çorba kaşığı tereyağı
  • 1 çay kaşığı kırmızı toz biber
  • Sumak ve kuru nane

IMG_0579

IMG_0584

Yapılışı;

  • Un’u eledikten  sonra ortasını çukurlaştırarak içine yumurta ,zeytinyağı ,su ve tuzu ilave ederek iyice kıvama gelene kadar yoğuralım ve 20 dakika nemli bir bez örterek 20 dakika dinlendirelim.
  • Hamurumuz dinlenirken kıymayı , maydanoz ,tuz ve karabiberle iyice yoğuralım.
  • Dinlendirmiş olduğumuz hamuru 30 cm çapında oklava veya bir merdane yardımı ile açalım. Açılan hamuru 4cm.’lik şeritler halinde  boylamasına ve eşit ölçüde enlemesine keselim .İçerisine kıymalı malzemeyi koyarak kayık şekli verelim . Kenarlarını kapatarak yağlanmış tepsiye yerleştirelim. Tamamını yerleştirdikten sonra üzerlerini 1 su bardağı  sıcak et suyu ile ıslatalım.
  • 200 derece de ısıtılmış fırında 10 dakika pişirdikten sonra 1 su bardağı et suyu daha gezdirelim . Etin suyunu bir defa da değil aşama aşama ilave etmeniz çok önemli . Aynı  işlemi 10 dakika daha pişirdikten sonra  2.su bardağı et suyunu ilave edelim . En son kalan son bardak et suyunu da ilave ederek fırını 190 dereceye düşürelim ve 20 dakika daha pişirelim.
  • Son olarak  servise hazırlarken üzerine sarımsaklı yoğurt  ve kızdırılmış kırmızı biberli yağı gezdirelim . Sumak ve naneyi tercihinize bırakıyorum . Şimdi ziyafet çekme zamanı …

Afiyet olsun 🙂

 

Patlıcan Çorbası

Etiketler

, , , , ,

IMG_8189 copy

PATLICAN ÇORBASI İçin;

Malzemeler

  • 4 adet patlıcan
  • 4 su bardağı tavuk suyu veya et suyu (tercihe bağlı)
  • 1 yemek kaşığı tereyağı
  • 50 ml.taze krema
  • 2 diş sarımsak
  • 1 adet küçük kuru soğan
  • 1 çay kaşığı tarçın 
  • 1çay kaşığı yenibahar
  • tuz ve taze çekilmiş karabiber

IMG_8161 copy

Yapılışı

  • Tarifteki patlıcanların közlenilmesini tavsiye ediyorum .Bunun için döküm bir tavadan yoksa teflon bir tavadan yardım alabilirsiniz .Patlıcanlarınızı tavaya dizerek her tarafını eşit bir şekide közleyelim . Közlenilen patlıcanları rahatça soyabilmeniz için musluğun altında soğuk suya 2-3 saniye tutun ve hemen çekin . Böylelikle patlıcan kabuklarının daha çabuk soyulduğunu göreceksiniz. Soymuş oldugunuz patlıcanları 10 dakika bir süzgeçte bekletelim ve suyunun süzülmesini sağlayalım. 
  • Daha sonra çorba tenceremize tereyağını koyalım . Küp şekline doğramış olduğumuz soğanı ve sarımsakları pembeleşinceye kadar kavuralım. 
  • Küçük parçalara ayırdığımız patlıcanları ilave edelim .Yaklaşık iki dakika kavurduktan sonra tarçını , yenibaharı, tuzunu ve karabiberini ilave edelim.
  • Tercih ettiğiniz , sıcak tavuk suyunu veya et suyunu ilave edelim ve yaklaşık 20 dakika kısık ateşte ağzı kapalı bir şekilde pişirelim.
  • Son olarak ocağın altını kapatmadan 5 dakika önce taze kremayı ekleyelim .
  • Bu çorbada  klasik ama etkili süzme yöntemini uygulamanızı öneririm çorbanın lezzetini ve kıvamını etkileyecektir . Arzu ederseniz mutfak robotundan da yardım alabilirsiniz . Servis etmeden önce üzerine yok denecek kadar az tarçın serpiştirerek servis edebilirsiniz .

Afiyet olsun 🙂